Seni Öldürmelerine İzin Verirsen, Öldürürler
“O arada, o cehennemin küçük anılarında, hiçbir sonuç alamadığım kendi küçük savaşımı vermekteydim. Küçük bir savaşı vermenin pes etmekten iyi olduğunu biliyordum: Yüreği canlı tutuyordu.”
Lanetlilerin İntikamı
“Ne zaman düşüncelere dalsa morali bozulurdu. İyi değildi düşünmek. İnsan, beynini durdurabilmeliydi.”
Esneme
“Her insanın kendine has tuhaflıkları var sanırım. Ama etrafa normal görünmek için onların üstesinden gelirler ve kendilerine haslıklarını yitirirler.”
Safları Temizleme
“Ama biran önce gitsinler istiyorum, korkunç insanlar! Halının üstünde yürürken bile iz bırakmıyorlar, orada kimse yürümemiş sanki…”
Bazen Keçileri Kaçırırsın
“Bol bol bira içip kendimi çok iyi, Tanrılar benden yanaymış gibi hissettiğim bir gece…”
Mahvolmuş Hayatlar
“Hayatlarımızı mahvedecek bir şeyler her zaman vardır. Neyin veya kimin bizi önce bulduğuna bakar. Mahvolmaya hep hazırızdır. Mahvolmuş hayatlar olağandır, bilgeler için de ahmaklar için de.”
Kanatsız Uçuş
“Nefret ediyorum o sinekten, şaşılası korkusuzluğundan, böceksi kibirinden, vızıldayan cehaletinden.”
“- Öğret bana.
+ Önce inanmalısın.
- Zor.
+ Bazen zordur, bazen kolay.”
Etki ve Tepki
“En iyilerimizin sonu genellikle kendi ellerinden olur; sırf uzaklaşmak için. Ve geride kalanlar, birinin onlardan uzaklaşmayı neden isteyebileceğini bir türlü tam olarak anlayamazlar.”
Yan Taburedeki Sarhoş
“Bağışlayın, ama biri ile konuşmam gerek.
Bağışlayın, ama bazen kendimi kalabalığın içinde buluyorum, pazarlarda panayırlarda filan…
Demek istediğim… O gözler… Burunlar… Dirsekler… Yürüyüşleri… Konuşma biçimleri…
Bağışlayın, ama bu kartondan yapılmış gibi duran yüzlere baktığımda, kahkahaya benzemeyen kahkahaları duyduğumda kendimi sık sık cehennemin bağırsaklarındaymışım gibi hissediyorum…
Aklımın katledilmesinden farksız bu, anlıyor musunuz? Korkusuzlukları tek idraksizlikleri olan adamlar ve kadınlar…
Bağışlayın, tek istediğim onlardan olabildiğince uzak olmak…
Aykırı damgası yemeden bütün bunları dillendirmek olanaksız.
Hastayım belki. Örneğin bir asansöre binip, kendimi türümden beş-altı kişi ile çok yakın ve hapsolmuş bulduğumda hiçbir şeyin kurtarılamayacağı, havasız bir delilik mağarasında olduğum duygusuna kapılıyorum.
Bağışlayın, ama bazı hayvanları anlayabiliyorum, yuvalarını toprak altında yapan hayvanları, uçan veya en küçük ses veya görüntü karşısında kaçıp saklanan hayvanları. Ben de bir hayvanım belki, insan bedenine hapsolmuş bir hayvan.”
Tuhafların En Güçlüsü
“Sık göremezsiniz onları, kalabalıktan uzak dururlar çünkü.
Azdırlar sayıca bu tuhaf insanlar, ama onlardan çıkar ender iyi resimler, ender iyi senfoniler, ender iyi kitaplar ve diğer ender iyi işler.
Ve en iyilerinden bu tuhafların belki de hiç. Kendileri resimdir onların, kendileri kitaptır, müziktir, eserdir.
Bazen onları gördüğümü sanırım-bir banka belli bir şekilde oturmuş yaşlı bir adam örneğin, veya yanımdan aksi istikamette hızla geçen bir arabanın içindeki bir yüz, veya süpermarkette poşetleri dolduran kızın veya oğlanın ellerini kullanışında belli eder kendini. Bazen bir süredir birlikte yaşadığın biridir-daha önce görmediğin yıldırım hızında bir bakış yakalarsın.
Bazen hayatınızdan çıktıktan birkaç ay, birkaç yıl sonra birden varlıklarını anımsarsınız, müthiş bir berraklıkla.”
Rebound
“Genellikle, dedi, ayrılık ertesi, ruhunun veya ruhunun olması gereken yerde olan şeyin kafasının koparıldığı duygusu ile öylece otururken telefon çalar veya kapı vurulur. Yukardan bir işaret yollanmıştır sana sanki; ve ordadırlar en çekici halleriyle hayatına girmeye hazır. Ve kabullenirsin hiçbir şey bir daha ters gidemezmiş gibi, ikinci bir fırsat tanınmıştır, o ilk kahkahalar, bir kez daha o ilk sihir. Kim tasarlamışsa bu işi, tilkinin gözüne şahinin çabukluğuna ve korkunç bir mizah duygusuna sahipmiş. Öte yandan, dedim, her zaman öyle olmuyor.”
Serin Serin Esen Bir Deli Rüzgâr
Uysal adamım ben. Kolaylıkla nedensiz mutlu, hatta aptalca mutlu edilebilirim ve tek başına bırakılmaktan genellikle hoşnutumdur. Ama o denli sık ve uzun zamandır birlikteyim ki bu nefretle; tek özgürlüğüm, tek huzurum onlardan uzak olmak.”
Toparlama
“O ufacık odalarda oturup güler, konuşur, boğulur ve içerken birkaçımız beraber-mükemmele yakın, tam değil ama neredeyse bilerek her şeyi ziyan ettiğimizi-bizi yaratandan neredeyse daha öfkeli-yaptık yapacağımızı.”
Muamele
“Aslında ölmüş olmalıydın da ölmeyi unutmuş gibi bir halin var.”
“İşlevi olmayan, enerji tüketici bir şüphe… Herkesin fermuarı vardır. Aradaki tek fark fermuar ve diğer şeyler karşısında duydukları gerginliğin seviyesinde.”
Kitleler
“Kırgın, sefil, kendini kazıklanmış hisseden yalnız insanlar, güçlerin ihanetine uğradıklarını hissederek, hayatı suçlayarak, koşulları suçlayarak, başkalarını suçlayarak… Oysa aslında onlardır; tamamen iştah tıkayıcı, görevmişçesine sıradan, korkak ve uyuşuk olan. Kendine acıma duygusu içine gömülmüşlerdir ve hayatta hiçbir şeyi doğru yapmadıkları halde haksızlığa uğradıklarını düşünürler, esefle doldururlar dünyayı, nefretle-hiçbir yerin ortasında ölü gözlü milyonlarca insan hatası, günden güne, geceden geceye hadım edilmiş eylemleri ile ilerleyen, dünyanın ciğerini yakıyor bu israf, dehşeti bu israfın.”
Babam
“Gömdüm onu, dünyanın tuhaflıklarından biri olarak, yüz binlerce milyonlarca tuhaflıktan biri gibi, harcanmış.”
Zirvede Yalnız
“Yaşamak, ölmekten daha fazla cesaret gerektirir bazen.”
En İyi Dostum
“Yemiştim kafayı, iptaldim. Aşikâr olanla yüzleşemiyor, kirli şiltenin üstünde cin içip alkole alıştırıyordum tahtakurularını. İntihar planları yapıyor ve çuvallıyordum. Üçüncü sınıf işlere girip çıkmaya başladım ve umursamayan ve benden daha zeki birilerinin paramparça ettiği hedeflerdi sanki saatler.
Tanrıya gidemezdim beni kurtarması için; ama Tanrım, ne biçim devirdim şişeleri! Hiçliğin nehrine akan yüzlerce şişe… Ve içkinin kötülükleri üstüne dilediğinizi söyleyebilirsiniz ama onsuz hayatta katlanamazdım köleliklerinin farkında olmadan kendilerini şanslı sayan adamların esaretine. Şişe… Sadece şişe… Ve şişeler sayesinde katlanabildim her şeye.
Herkesin olasılıkları alt etme yöntemi farklıdır.”
İşler Kesat
“Zaman herkes için zor, diye geçirdi içinden. Yaşlanıyordun ama devam etmek zorundaydın. Ya devam ederdin ya da başını tren raylarına yaslardın.”
“Hayata küsmüş yaşlı bir adam gibi çıkıyorsun sahneye. İnsanlar boktan bir dünyada yaşadığımız biliyorlar. Onlar buraya bunu unutmak için geliyorlar.”
Yitik Köpekler İçin
“O iyi ve ender duygu en tuhaf zamanlarda gelir; bir keresinde yabancı bir kasabada bir park bankında üstüm sisten ıslak uyandıktan sonra batıya, doğan güneşin yüzüne doğru yürümeye başlamıştım ve içim nerden geldiğini bilmediğim tuhaf bir mutlulukla kıpır kıpırdı.
Yürüyordum. Sıcak bir sabahtı, güneş gözlerimi kör ediyordu ve farkında olduğum tek şey kaldırımdan gelen ayak seslerimdi.”
28 Ocak 2010 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder