"İnsanlık, kendini öldüren ilk insan tarafından ihanete uğramıştır. Artık sadece zamanın lehine işleyen zamanla zekasının katili ve kurbanı olan insan, intihar etmeyi utanç verici bulmuştur. Ölümsüzlüğün hayatta kalmaktan geçtiğini öğrendiği için varlığında yamanamaz delikler açarak kendine tecavüz etmeyi öğrenmiştir. Böylece insanlığın unutamayacağı ve tanık olacağı en korkunç gösteri başlamıştır. Kendisini hamile bırakan insan kendisini doğurmuş ve bir tecavüz bebeği olarak atasının bıraktığı yerden ihaneti devralmıştır."
"En iyisi Boğaz Köprüsü. Köprüden denize işemek hoş olabilir. Ama bir sorun var: orada yaşarsam sürekli atlamayı düşünürüm."
"Türkçe'deki kelimelerin pek de geçerli olmadığı bir yüzyılda piçler, babaları bilinmeyenler değil, babalarına ihanet edenlerdir. Babalarına ve annelerine. Piçlerin ebeveynleri dünyadan doğal ölümlerle ayrılmazlar. Katillerinin adı üzüntüdür. Kimse öz çocuklarının ihanetlerinden canlı kurtulamaz. Kurtulsa bile içi doldurulmuş bir av hayvanından farksız yaşar. Ve piçler her ne kadar birçok geceyi ailelerinin leşlerinin hayaletleriyle geçirseler de, sabah hissettikleri tek acı bademciklerindeki sigara yanığıdır. Onun tedavisi için gerekenlerse diş macunu ve üç ayda bir değiştirilen diş fırçasıdır."
"İnsanın hayatında boşa harcadıklarının sayısı ve kalitesi çoğaldıkça piçliğin saflığı da artar."
"Ağır adımlarla sahil yolunun pambe taşlarının üzerinde yürüdüler. Konuşmadılar. Tanıdıkları insanlara yeterince borçları vardı. Bir de hayata borçlanmak istemediler. Onun için aldıkları her nefesi geri verdiler."
"İnanmadığınız her şeyi bana sorabilirsiniz. Çünkü ben her şeye inanıyorum."
"Öğleden sonra üç, günü yirmi dört saate bölmüş olanların torunlarının iş hayatlarında en verimli oldukları zaman dilimidir. Başkalarının banka hesaplarında tutsak duran paraların kendi ceplerinde özgürlük bulacağını düşünenlerin, sattıkları ürünün vazgeçilmezliğine karşılarındakini inandırmak için kelime haznelerinin sınırlarını zorladıkları bir saattir. Ama eğer bir terasta yaşıyor ve herhangi bir çıkar karşılığında çalışmanın ne olduğunu bilmiyor ya da hatırlamıyorsanız öğleden sonra üç, sizin için sadece öğleden sonra üçtür. Pahalı saatler takan insanların zamanları değerlidir. Ama bir terasta yaşıyor ve saati sokaktaki yabancı insanlardan öğreniyorsanız, zaman size sonsuzmuş gibi gelir. Ve ekonomi bilim haline gelmeden önce de var olan bir kurala göre bolluk, değersizliği getirir."
"Düzenli kentlerin, amaçsızca yaşayan insanlar için kurulu tuttuğu düzenli tuzaklar vardır. Kent, amaçsız kişinin sahip olduğu temel zaafa uygun bir amacı herhangi bir caddede karşısına derhal çıkarır. Ancak nedense bu ilk karşılaşma genelde geceleri gerçekleşir."
"'Her zaman yanındayım' diyen bir piç gerçekte şunu hissediyordur: 'Mezarına kadar gelir, seninle birlikte gömülürüm'"
"En çok acı çeken piç aileleri kolay ders almayanlardır."
"'Belki binlerce değil ama binlerce canı olan kişiler nefret ediyor benden.'
Sustular ve kendilerinden nefret edenlerin yüzlerini güneşin bulaştığı denizde gördüler. Oysa kötü insanlar değillerdi ama yine de hayatta olmaları onları nedensizce sevenlere acı veriyordu. Acının nedeni tam olarak hayatta olmaları değil, hayatı kullanma biçimleriydi. Harcıyorlardı. Her şeyi. Kendilerini, hayatlarını, onlara sunulmuş her duyguyu ve her malı."
"Bazen dünyanın bir kasa olduğunu düşünüyorum. Tanrı'nın parasını sakladığı bir kasa. Para biriminin insan olduğu bir evrendeki küçük bir kasa. Tanrı'nın paraya ihtiyacı olduğu zaman büyük savaşlar, felaketler, ölümler oluyor. Ölenler harcanıyor. Kalanlarsa faiz yaratmak için ürüyor."
"Hakan'ın hayalindeki tarikat ne Tanrı'ya gider ne de insana. Merkezi zaman olan ve sonsuz çapa sahip bir dairedir. İçinde televizyonda görülen hiçbir şey yoktur. Tek Tanrı'lı ve tek kullu bir dine inanan Hakan'ın tanınması mümkün ancak anlaşılması imkansızdır. O da bunu bildiği için kendisini anlamak isteyecek insanlarla görüşmesini gerektirecek bir hayat sürdürmemekte ve bir piç olarak yaşamaktadır. Ancak tabii ki piçler yaşamaz, sadece hayatta kalır."
"Piçlerin çocukları olmaz. Çünkü onlar, kökleri çok derinlerde olan aile ağaçlarının en yukarıdaki yalnız dallarıdır. Ki o dallar yalnızlıktan kurur. İçinde yaşadıkları toplumun önlerinde saygıyla eğildikleri soyadlarının sona erdiği nokta piçlerdir. Dolayısıyla, geçmişten geleceğe gen taşıma işlemine hayran olanların birden fazla erkek çocuk sahibi olmaları gerekir. Çünkü piçlerin ilginç bir diğer özelliği de ailede tek oluşlarıdır. Erkek kardeş ya da ağabeyler, piçin aileye verdiği zararın en yakın tanıkları olarak, sahip oldukları her şeye derhal sarılıp mutlu hayata kaçarlar. Dolayısıyla hiçbir aile tek erkek çocuğa güvenmemelidir. Çünkü geri tepmesi çok şiddetli bir silah haline dönüşme ihtimali yüksektir."
"Kadınlar piçlerle tanışırlar. Sorumsuzluklarına ve hayatın işlevsel alanı dışındaki uzmanlıklarına hayran kalırlar. Geçmişin, geleceğin, hatıraların ve ideallerin konuşulmadığı masalarda uzun uzun tarif edilerek hazırlatılan kokteyller içerler. Bir sonraki iş gününde erişilmesi gereken verimlilik kotaları olmadığı için uzun uzun sevişilen yataklarda uyurlar. Ve sabah, kadınlar piçlere aşık uyanırlar. Doğru kişi tarafından çaldırılmasını bekledikleri telefonların yakınlarında sinirlenirler. Aile ve dostlarıyla ayarladıkları tanışma randevularına tek taraflı iştiraklerinden ötürü özür dilerler.Sorumsuzluğun her türlü içten duyguya karşı duyarsızlığı da içerdiğini düşündükleri gecelerde ağlayarak uyurlar. Ve sabah, kadınlar piçlerden nefret ederek uyanırlar."
"Daima bir balayı kadar süren sayısız evlilikler yapmış bir çift gibi, yaşadıkları hayat onları birkaç haftadan sonra ayırmış ve kimse kimseyi suçlamamıştı. Dolayısıyla ortak anılar, zamanın kirleteceği kadar uzun değildi."
"Hayat seni öyle bir noktaya getiri ki kendini sevdiklerinle savaşırken ve nefret ettiklerinle sevişirken bulursun. üzülürsün. Pişman olursun. Sonra biraz zaman geçer ve tersinin bu dünyada işlemediğini anlarsın."
"Onlar bir yere gitmiyordu. Sadece duruyorlardı. Belki de en korkunç şiddeti buydu: durmak. İnsan kaçarken başkasının, dururken kendi kanında boğulur. İnsanın kendine biçtiği cezadan daha acı dolu olanı yoktur. İnsanın kendine verdiği cezaların ilki işlediği suçtur. Piçlerin suçunun bir adı vardır: hayat felci. İsteyerek felç geçiren insanlar dururlar ve her saniyede bin bir hareketin olduğu bir filmde donmuş bir kare olarak yaşarlar. Çünkü korkarlar. Geçmişten ve gelecekten korkarlar. Geçmiş ve geleceğin arasında sıkışmış olan piçler tek bir adım bile atamayacak hale gelirler. İki silindirin arasında bir karbon kağıdına dönüşürler."
"'Bir kitap okumuştum. Adını hatırlamıyorum. İçinde domino teorisi vardı. Domino taşlarını bilirsin. Önce özenle dizilirler sonra tek bir fiskeyle hepsi teker teker yıkılır. Ancak romandaki hikayede domino taşlarından oluşmuş bir zincirin iki tarafına da aynı anda dokunuluyor. Ve zincir aynı anda iki taraftan yıkılmaya başlıyor. Zincirdeki domino taşı sayısı tek. İki uçtan birbirini yıkarak ilerleyen taşlar tam ortadaki taşın iki yanına da aynı anda çarpıyor. Ortadaki taş aynı anda, aynı güçte iki darbeyi, iki tarafından aldığı için ayakta kalıyor. Bütün yıkılmış taşların arasında tek başına kalıyor. İşte roman böyle bir şeyi anlatıyordu. Domino taşlarından oluşmuş zincirin bir ucu geçmiş, diğer ucu gelecek. Yıkılıyorlar teker teker ve şimdiki zaman kalıyor ayakta. Geçmiş ve gelecek sıkıştırdığı için, ayakta kalan sadece şu an. Şimdiki zamana mahkum olmuş insanlar. Hareket edemeyen o domino taşı gibi felç geçirmiş insanlar. Geçmiş, anılarla zihnimde; gelecekse tahminlerime zihnimde. Hepsi acı dolu. Hepsinde kırılan hayaller var. Her saniye içimde hissettiğim geçmiş, şimdiki zaman ve gelecekle dolu aklımla donup kaldığımı görüyorum. Bütün heykeller gibi ben de sadece zaman içinde hareket ediyorum. Yani yaşlanıyorum. Elimden başka bir şey gelmiyor. Tabi her anın içinde üç zamanı da yaşayarak yaşlanıyorum ve bu beni delirtiyor. İnsanın üç zamanlı bir canlı olmasından nefret ediyorum. Aynı anda geri, park ve ileriye takılmış otomatik vitesli bir arabanın motoru ne gürültü çıkarabilirse, bin katını ben her saniye aklımda duyuyorum.'"
"'Gelecek, geçmişin merhametine kalmıştır. Ve insan ikisinin arasında bir kurbandır.'"
"Üç yıldır yaşadığı terasın bir yerlerine bir şeyler yazmayı düşündü. Birkaç cümle ya da dostlarının adları. Ama vazgeçti. Çünkü bunun da bir önemi yoktu. sadece gidiyorlardı, hepsi bu. Büyütmemek gerekiyordu. Hiçbir şeyi. Özellikle kendilerini."
"Piçlerin cinsel hayatı düzensizdir. Pornografi ve biyoloji bilgilerinin yeterli olması nedeniyle zaman içinde eğittikleri kadınları mutlu ederler. Fahişelerle ve sevgili olmanın her şey olmak anlamına gelmediğine ikna ettikleri kadınlarla sevişirler. Sadece sonrasında, kimsenin inanmadığı cümleler kurarak, biraz önce yaptıklarını meşru ve pişmanlık harici kılan cümleler kurup giderler. Fahişe olmayan ve onlarla sevişen kadınlar günahın, toplumsal değerlerin ve aşkın ne olduğunu bilir, bütün bunların kurallarını gözleri kapalı sayabilir, ancak piçlerle sevişmekten vazgeçemezler. Piçlerle sevişmek, ancak asla onlara aşık olmamak gerekir. Ancak ne yazık ki kadınlar bu gerçeği çok geç kabullenir."
"Çağın vebasının heba olduğundan bahsediyorlardı.
- İnsan kendini öğrendi.
- Sonra başını kaldırdı ve diğer insanlara baktı.
- Evet.
- İnsan paradan önce harcamayı öğrendi.
- Sonra harcayacağı bir şey kalmadı ve diğer insanlara baktı.
- Evet.
- Diğerleri ne yapıyorsa o da aynısını yapmaya başladı.
- Yani kendini harcadı.
- Evet.
- Ve insanın başına kendisinin getirdiği en büyük felaket olan...
- Heba...
- Dönemi başladı."
"Gelecekten bir şey beklemeyenler, mutluluklarını geçmişte yaratırlar."
"O gece, kendi kendine acıdan zevk almayı öğrendiğini fark etmiş ve dünyanın en değerli piçi olmuştu. Artık daha önce kimsenin nefes alıp vermediği bir yerdeydi. Taşın altında, acının zevke dönüştüğü bir yerde. Dünyanın en değerli piçi ve dünyanın hiçbir şeyi."
"Her şey dahil ve herkes dahi! Artık böyle. Kimse aptal değil. Ve her şey toptan. Dünya artık bir tatil köyü. Hayatın yeni kuralı bu. Herkes her şeyi biliyor. Sadece ben bilmiyorum çünkü ben her şeyden hariç ve herkesten aptalım."
"Kurban da katil de benim. Herkesin tek bir amacı kaldı. O da şaşırtmak. En gözde sektör bu artık. İnsanların birbirlerini şaşırtmak için yapmayacakları şey yok. Kendilerini öldürmek de dahil, bunun için her şeyi yapabilirler."
"Konuşmadılar. Çünkü yıllardır konuşuyorlardı ve hiçbir işe yaramamıştı. Ama her zamanki gibi beyin duvarlarına çarpa çarpa ilerleyen kendi seslerine sağır kaldılar."
"Piçler sadece kendi aşklarına saygı duyarlar. En yakın dostlarının kadınlarına dil ve el uzatabilirler. Eğer kadınların vücutları ve o dil ve elden rahatsız olmuyorsa zaten ortada bir aşk da yoktur. Bu durumda piç tabi ki suçlu, ancak piçlik meşrudur."
"İnsan karşısına dürüstçe duygularını anlatmak isterken ne kadar çok konuşursa inandırıcılığından o kadar kaybediyordu."
"'Beni terk edenlerin hepsi kapı oldu. Çünkü sırtlarını bile görmeye vaktim olmadı. Kapıyı çekip çıktılar ve ben daha ne olduğunu anlayamadan kapıya dönüştüler.'"
"Havayı olduğundan daha fazla kirletmediler. Çünkü zaten dünyanın hiçbir yerinde bir piçin rahatça nefes alabileceği saflıkta hava yoktu."
"İnsanın kendisine çektirdiği acıya azap denir. Teknik adı vicdan azabıdır. Bugüne kadar binlerce hayalet hikayesi duymuşsunuzdur. İşte bunların başlangıcı da bu vicdan azabıdır. Dünya üzerinde hayalet gördüğünü iddia eden ilk insan, yaşarken canını yaktığı dostunu o öldükten sonra o kadar çok düşünmüş ve kendine o kadar çok kızmıştır ki yıllardır tanıdığı bir yüzü, bedeni evinin odalarında uçuşurken görmüştür. sonra bu olayın üstüne binlerce yıl binmiş ve insanlar her yerde hayaletler görmeye başlamıştır. Oysa hayalet dediğin şey, yaşarken kazık attığın insanlar öldükten sonra duyduğun vicdan azabının sana oynadığı bir tiyatrodur. Vicdan azabı öyle bir hikayedir ki aynı hayaletler gibi adamı korkudan öldürür."
"Gözlerini yumdu ve gördü. Her şeyi. İçindeki pişmanlığın sadece bir paket sigarayı içme süresine yetecek kadar olduğunu anladığı bir vicdan azabı vardı. Bu azaplar o kadar ağırdı ki sadece birkaç saat sürüyordu. Üç saatlik bir yağmurun içinde üç saniyelik dolu yağması gibi, on yıllar süren insan hayatındaki birkaç saatin de hiçbir değeri yoktu. Aslında kötülerin de iyilerden farkı yoktu. Sadece onlar pişman olurlarken daha hızlı davranıyorlar ve yeni günahlar işlemek için sokağa çıktıklarında, vicdan azaplarını gözyaşı basmış evlerinde bırakıyorlardı. Oysa iyilerin evlerini gözyaşı basana kadar bir ömür geçiyordu. Onun dışında bir farkları yoktu."
"Piçler hakkında konuşmak, insanlara filmler ve haber bültenlerindeki felaket sahnelerini izlerken hissettiklerine benzeyen garip bir zevk verir. Sözünü edebilecekleri konular tükendiğinde tanıdıkları piçlerin ne hale geldiklerini ve o hale nereden geldiklerini konuşurlar. Çünkü sıfırdan hayatlarını yaratmış insanların hikayeleri kadar hayatlarından bir sıfır yaratmış olanlarınki de gösterişlidir. Tabi içinde bulundukları şartlardan tatmin olmayan hırs sahibi insanlar piçler hakkında konuşarak kendilerini iyi hissederler. Çünkü piçlere kıyasla onlar daima iyi durumdadırlar. Zaten piçlere kıyasla, ölüler ve sakatlar hariç herkes iyi durumdadır. Sonuç olarak, mahvedilmiş hayatlar, yetenekler ve kaçırılmış fırsatlarla dolu yıllar hakkında konuşmak zevklidir eğer o hayatlar ve yıllar size ait değilse."
"Arabadaki hiçbir insan doğduğundan beri kendisiyle gurur duymamıştı. Çünkü bunun ne demek olduğunu bilmiyordu. Öğrenmelerine de gerek yoktu. Çünkü nefret ettikleri dünya kendileriyle gurur duyanlar tarafından kurulmuştu."
"'Boş ver be oğlum. Zaten bu öyle bir dünya ki insanlar ancak bir milyon dolardan sonra özgür olur. O güne kadar herkes köledir.'
'Evet! Boş verin. Herkesi boş verin. Çünkü biz ne yapıyoruz? Dolu alıp boş veriyoruz. Ama tabi bira şişelerinin aksine hayatın depozitosu yok, onun için de elimize bir şey geçmiyor. Hatta öyle boş veriyoruz ki ortada şişe bile kalmıyor. Çünkü şişeyi de değerlendiriyoruz. Kırıp kavga ediyoruz. Dolu alıp, boş veriyoruz!'"
"Piçler düzensiz hayatlarında düzenli olarak içki içerler. Ancak hepsinin de bir sınırı vardır. Belli sayıdaki kadehten sonra sarhoş olup sızarlar. Sızdıkları yerin adı huzurdur. Hiçbir şeyin düşünülmediği ve hiçbir şeyin hissedilmediği o muhteşem huzur. Piçler içki içmeye mecburdur. Çünkü gündüzler ve geceler, dünya adındaki gezegenin mevsimlik hareketleri sayesinde değil, alkol oranı yüksek içkilerle kısalır. Piç de, günün karı olan huzuru dudaklarından içine dökendir."
"Yaşamaya büyük bir yeteneğim var, ama ilgimi çekmiyor."
"'O kadar yalnızsın ki kendin gibi milyarlarca insan istiyorsun. Sırf kendine oyun arkadaşı bulmak için.'"
"'Eğer bir gün yazmaya karar verirsem bir oto-otopsi yazacağım. Çünkü otobiyografilerini yazanlardan çok uzaklarda bir varlık olduğum için ölüm nedenim olan yaşamımı ancak bir otopsiyle açıklayabilirim. Otopsi sonucu da 'Hakan'ın ölüm nedeni doğumudur' olacak. Ne bir cinayet, ne bir kaza, ne de intihar. Ölüm nedeni doğumu olan Hakan'ın kendi yazdığı otopsisi.'"
"İnsanların karar verip uygulama düzeneklerinin lokomotifi iradeleridir. İrade, kavramlar listesinde dirençten tercihe kadar olan bölümü içerir. Bütün insanlar eşit sayıda iradeye sahip olarak doğar ve iradelerini tüketmeden ölürler. Adına dünya denilen tatil köyüne adım attığı anda insanın eline tutuşturulmuş suni bir para birimine benzer. Her davranış ve düşünce bir miktar iradenin harcanmasını gerektirir. İnsanlar, kendilerini ve hayatı anladıkça iradelerini harcama konusunda farklılık gösterir. Bazıları işlerine, bazıları aşklarına, bazıları hobilerine, bazıları ailelerine harcar. Dünya üzerinde bir gün daha geçirebilmek için. Çünkü onları en çok zorlayan konu hayattır. Bütün iradelerini yataklarından kalkmak, akıllarından geçen delice düşünceleri gerçekleştirmemek, içinde yaşadıkları toplumun yargı ve ceza düzenekleri tarafından fark edilmemek için harcarlar. Dolayısıyla eline doğdukları topluma yararlı bir birey olmak ve o ele tükürmemek konusunda irade eksikliği çekerler. Sadece ve sadece hayata katlanabilmek için harcadıkları irade miktarı, sahip olduklarının hepsini tüketmeye yetecek kadardır. Bu nedenle piçler, sosyal hayatın içinde zayıflıklarıyla tanınırlar. Diğer insanların gözünde zaafları uçurumlar kadardır. İnsani bütün günahların çok kolay aktörleri olabilir ve seks, kumar, içki, uyuşturucu, kibir gibi kelimelerin içlerini kendi kanlarıyla doldurup en yakın dostları haline getirebilirler. Çünkü hayatla savaşmaktan, kendileriyle savaşmaya güçleri kalmamıştır. Kendileriyle savaşacak iradeye sahip olmadıkları için de bütün güdülerine boyun eğmişlerdir. Bunun nedeni de boyunlarının ince olması değil, kafalarının ağır olmasıdır. Piçin bir tımarhaneye ya da hapishaneye kilitlenmemek uğruna sarf ettiği irade miktarı, sıradan bir insanın kansere çözüm bulmak, devlet başkanı ya da peygamber olmak için harcadığından fazladır. Son olarak, bir karaktere sahip olabilmeleri için gereken iradeyi sadece nefes almaya harcadıkları için piçler karaktersizdir."
"'Kendimi beyaz kadranlı, Romen rakamlı bir duvar saatindeki saniye çubuğu gibi hissediyorum. Sadece dönüyorum. Zamanın kendisiyim. Geçiyorum.'"
"Medeniyet duvarla başlar. Duvar örmek çeşitli amaçlar taşır. Bu amaçların ilki ayırmaktır: insanları, hayvanları, bitkileri ve şeyleri. Daha sonraki amaç içeride ya da dışarıda bırakmaktır: insanları, hayvanları, bitkileri ve şeyleri. Duvarlar örülür ve iki cephelerinde hayatlar gelişir. Duvarsız bir dünya günümüz insanı için cehennemdir. Medeni insanın ruhsal dengesini sonsuza dek kaybetmesine elektrik, kanalizasyon ya da iletişim sistemlerinin çökmesi değil, duvarların yıkılması neden olacaktır. Bu yüzden duvar ustalığı kapitalist anlamda ilk gerçek meslektir. Var olan en kalabalık, yarı gizli, güç dayanışması eksenli örgütün bu meslekten esinlenerek kendini vaftiz etmiş olması bir tesadüf değildir. Çünkü duvar, sıradan insanın tek garantisidir. savunulması gereken ilk siperdir. Dünya üzerindeki mevcut düzenin devamı duvarların ayakta kalmasına bağlıdır. Elleri alçılı duvar ustalarından elleri paralı bankacılara kadar, duvarlar dünya nüfusunu gölgelerinde gizler. Ancak duvarın hangi tarafında olunduğu ise, hayat tarzını belirler. Geceyi sokakta geçirenler ise duvarların, dolayısıyla medeniyetin dışındadır. Çöp torbalarıyla aynı kaldırımda uyuyanlar duvarları delmek isteyenlerdir. Asla yıkmanın değil ancak sadece geçebilecek kadar bir delik açmanın peşinde olan organik matkaplardır. Çünkü ister sadece Sao Paulo'nun gecekondularında, ister Koumbala'nın ormanında, isterse Malaga'nın sahilinde yaşasın, her insanın bir duvara ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacın devamı ise pencerelerdir. Duvarın diğer tarafındakileri izlemek için inşa edilmiş saydam duvarlar.
"'Buranın adı neden Taksim biliyor musunuz? Taksim ne demek? Paylaştırmak, dağıtmak demek. İşte burası, İstanbul'da yaşayan insanların taksim edildiği yerdir. İnsanlar bu meydandan sokaklara, semtlere, caddelere dağıtılırlar. Ayrıca burada sürekli bir pay alma durumu söz konusudur. Yani İstanbul'dan payına düşeni Taksim'de alırsın. Çünkü burada zevk, insan, uyuşturucu, kan, aşk, acı, akla gelen her şey taksim edilir. Hak edilen payların alındığı yer burasıdır. Tabi, yapılan taksim bazen adaletli olmayabilir. Ama zaten meydanın adı sadece Taksim'dir. Adil Taksim Meydanı değil."
"Piç hayatı ikiye ayrılır. Yalnız ve kalabalık. İnsanın kendine tecavüz edene kadar hükmeden yalnızlığın yerini, piçliğin başladığı anda kalabalık alır. Çünkü piçliğin ileri düzeyleri yalnızken dayanılamayacak kadar acı vericidir. Yalnızken direnemeyecekleri ve bilinçlerini sonsuza dek kapatacak kadar delirtecek her duyguya yakınlarındaki diğer piçlerin varlığı sayesinde katlanabilirler. İntihar edenler ya da asla dönemeyecekleri bir evin önünden günde bin kez geçenler, hayatları boyunca piç tanımamış olan piçlerdir. Piçlik, tek kişilik bir kabus, tek kişilik bir rüyadır. Uyanmak söz konusu değildir çünkü piçlerin göz kapakları saydamdır."
"Doğallık dürüstlükten geçer. Kendine, çevrene. Bedenin bir karbon kağıdı gibi olmalı. Özellikle de yüzün. Çünkü doğallığın tek bir anlamı vardır: düşüncelerini davranışlara dönüştürmek. Oysa bugün kimse doğal değil. Herkes sahte. Herkes yalancı. Ve ben hepsinin ölmesini istiyorum."
"Başkaları tarafından ikna edilemeyecek kadar beş duyularının alıcılarını kısma yeteneğine sahip olan piçler, okyanusa benzeyen bir akla sahiptir. Değişirler. Değişimleri bir illüzyonistin gösterileri gibi şaşırtıcı ve çabuktur. Söz konusu olan el değil, akıl çabukluğudur. Bir piçin gerçek bilgi ve görüşlerinden yararlanmak için şansa ihtiyaç vardır. Doğru zamanda doğru yerde karşılaşmak gerekir. Çünkü bir saat öncesinin dahi piçi, bir saat sonra bir aptaldan daha aptal olarak karşınıza çıkabilir. Dolayısıyla piçlerle sadece bir kez karşılaşmış olan her insanın, onlara dair düşüncesi farklıdır. Oysa piçlerin dehalarından yararlanabilmek için sabırlı olmak gerekir. Çünkü piçler gölgelerinden hızlı değişir."
"Piçler insan öldüremedikleri, ağır suçlar işleyemedikleri, korkak ve hain oldukları için yaşadıkları yerleri zorunlu kalmadıkça terk edemezler. Ancak kendilerini hapsettikleri yerlerin kurallarına uygun yaşayabilecek kadar da masum değillerdir. Suçluyla masum arasındaki piçin, adına kurulmamış bir dünyada karmaşadan başka yaratabileceği hiçbir şey ve karmaşadan başka hissedebileceği hiçbir duygu yoktur."
"Piçlerin geçmişleri, onları hayatta tutacak kadar gösterişlidir. Sıradan bir insanın Gandhi'nin pasif direnişini, kendisi dışında her şeye uyarladığı anda acımasızca derisini yüzen hayat, piçlere daha şefkatli davranır. Çünkü piçlerin geçmişlerinde doğum günü hediyeleri, yüksek aidatlı özel okullar ve içinde konuşmayı öğrendikleri doğru gramerli Türkçe'ye sahip aileler vardır. Piçlerin hayat tarafından ezilip çamur haline getirilmesi, sıradan insanların püreleşmesiyle karşılaştırıldığında, daha uzun sürer. Ancak sonuç değişmez. Yaşamayı bırakmış her insan gibi piçler de diğer insanların ayakları altında er ya da geç çiğnenirler. Çünkü hayat, tek taraflı sözleşme iptallerinin cezasını tereddütsüz verir. Ceza, yaşıyormuş taklidi yapmaya mahkum olmaktır. Bir insanın tanıyabileceği en şiddetli acının kaynağıdır. Müebbet hayat mahkumiyeti. tek kaçışı ölüm olan bir hapishane. Piçler kaçmaktan korkanlardır. Ne evlerinden, ne mahkum edildikleri hayatlarından kaçabilirler. Zamanın gardiyan olduğu hapishanede diğerlerinden hızlı davranıp kendilerine tecavüz eder ve çürürler. Çürüğe çıkmış insanlar olarak, piçler sadece korkar ve konuşurlar. Dünya üzerinde sağır, dilsiz, kör, sakat piç yoktur. Çünkü piç olmak için sağlıklı gözlere sahip olup görmemek, sağlıklı kulaklara sahip olup duymamak, sağlıklı bir bedene sahip olup yaşamamak gerekir. Sadece mükemmel insan adayları piçe dönüşebilir. Çünkü çok mutsuz sonların birinci şartı çok mutlu başlangıçlardır."
"Günümüz siyaseti hayvanlara göre düzenlenmiştir. Hayvanlarla iletişim kurmanın iki yolu vardır: kandırmak ve korkutmak. Bir piçi de kendisi dışında kimse kandıramayacağı ya da korkutamayacağı için siyaset onlarla ilgilenmez. Sadece bürokrasi peşlerine düşer. Ondan kaçmak için de adressiz olmak yeter. Piçlerin adresi olmaz. Olsa bile piçler -artık- orada oturmaz."
"Bir kentin uçları arasında yürüyerek yol almak, tabanları şiştikçe yerden yükselen bir insana birinci saatte gezinti, ikinci saatte spor, üçüncü saatte savaş, daha sonraki saatlerde yenilgi gibi gelir."
"'Ben artık Tanrı'yla görüşmüyorum. Birbirimize karışmıyoruz. İlişkimiz tamamen kesildi.'"
"Dünya üzerindeki yaşıtlarının yarısı gibi, "Tanrı var mı, yok mu?" sorusunu hiçbir zaman sormamış olan piçler, Tanrı'nın var olduğunu bilir ancak ona inanmaz ve kulları olmayı reddederler. Tanrıtanımazların aksine Tanrı'yı bilir ama tanımazlar. Tanrı'nın yaratıklarını hatalı bulurlar. Tanrı'nın çalışma tarzını beğenmezler. Dolayısıyla, O'nunla hiçbir ilişkilerinin olmasını istemezler. Tanrı'nın varlığını bilen ancak ona isyan etmiş Şeytan'la da hiçbir benzerlik ve ilgileri yoktur. Çünkü piçler, güvenmedikleri Tanrı'ya karşı savaşmazlar. Piçler ve Tanrı birçok konu hakkında farklı düşünür. Ancak piçler, bu görüş ayrılığını kine dönüştürecek kadar konuyu önemsemezler. Oysa Tanrı'nın bu olgunlukta olduğunu düşünmez, ve kendilerinden nefret ettiğini bilirler. Ancak Tanrı'nın, adlarına biçtiği hiçbir cezanın vereceği acının kendilerine ısmarladıklarından daha koyu olamayacağını da bilirler. Yaratılmış evrenin içinde bir araya getirilmiş insan, dünya ve hayatın hiçbirini heyecan verici bulmayan piçler, "Hayatın anlamı nedir?" olan insanlığın temel sorusunun yanıtını merak etmez ve aramazlar; çünkü hayatın temel anlamının da en az hayatın kendisi kadar aptalca olduğunu bilirler. Tanrı insan, dünya ve hayatı öylesine amatörce bir araya getirmiştir ki insan, dünya ve hayattan nefret etmiştir. Evrenin büyük bir yatırım olduğunu kabul eden piçler, bunun ölü bir yatırım olduğunu da bilirler. Piçlere göre Tanrı iyi niyetlidir ama yaratmak da iyi niyetten fazlasını gerektirir."
"Gerçek bir piç gibi aşık olmanın tek tedavisi ölümdü. Kadının değil, piçin ölümü."
"Daha fazla çocukların büyümesini izlemek istemiyorlardı. Çünkü akıl sağlığı yerinde hiçbir insanın midesi, bir insanın büyümesini izlemeyi kaldıramazdı."
"Kısa bir sessizlik oldu. Tepkisiz birkaç saniye. Sonra bir stadyum konserinin kapıları açıldığı anda insanların boşluğa saldırmaları gibi kahkahalar da piçlerin ağzından geceye kaçtı. Yaşadıkları hayat canlarını o kadar yakıyordu ki Hakan'ın aptalca hikayesine bir an önce tedavi edilmesi gereken histerikler gibi güldüler. Ağızlarını o kadar büyük açtılar ki kahkahalar büyük harflerle çıktı. Canları o kadar çok yanıyordu ki piçler bağırarak güldüler."
20 Eylül 2010 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder