23 Temmuz 2011 Cumartesi

Defterler 1 - Albert CAMUS

İçtenlikle keyfi yerinde çok ender görülür.

Yine bir iç sıkıntısıyla boğulursam, bu, cıva zerreleri gibi parmaklarımın arasından kayan, o elle tutulamayan anı hissettiğim içindir.

İnsanların bana verebileceklerinden fazlasını istiyorum. Zıddını ileri sürmek boş. Ne yanılgı ve ne umutsuzluk. Belki de bizzat ben...

İlişkiler kurmaya çalışmak. Herkesle ilişki kurmak. İnsanlar üzerine yazmak istiyorsam, kendimi bu manzaradan uzaklaştırabilir miyim?

Her şeyden konuşuluyor ve hiçbir şeyden konuşulmuyor. Zaman geçiyor. Ve ben daha yalnız ve daha noksanım.

Acının sıkıntısı aşkı harekete geçirir.

İnsan, umutsuz olduğuna tamamen inanmışsa, umut edebilirmiş gibi davranması gerekir, ya da kendini öldürmesi. Acı çekmek hak kazandırmaz.

Aşk: Başkalarının çocuğunda kendinizi bulunca mutlu olduğunuz bir yaşa geldiniz.

Tuhaf: Yalnız kalmayı becerememek. Yalnız kalmamayı da becerememek. İnsan ikisini de kabulleniyor. İkisi de yararlı.

En tehlikeli eğilim, hiçbir şeye benzememe eğilimi.

Kendini eksiksiz bir biçimde tanımak, ölmektir.

Her şeyi hatta ölümü bile ıskalayan adam.

Kadınlar için bir erkeğin onlara aşksız bir şefkat sunabilmesi çekilmez bir şeydir. Erkek için acı bir dinginliktir.

Sonuna kadar gitmek, yalnızca direnmek değil, oluruna bırakmaktır aynı zamanda. Varlığımın beni aşan duyarlığı ölçüsünde, varlığımı hissetme gereksinimi içindeyim. Bazen kısmen de olsa beni aşan şeyler yazma gereksinimi duyuyorum, ama bunlar kesinlikle, benim içimde bana rağmen var olan şeylerin kanıtlarıdır.

Kendinden söz etmeme mucizesi.

Ma la gioia e pellegrina sulla terra: Ama yeryüzünde mutluluk geçicidir.

Ben kendimi yaşamın dönüm noktasında hissediyorsam, bunun nedeni kazandıklarım değil, yitirdiklerimdir. Kendimde sınır tanımaz ve derin güçler duyumsuyorum. Bu güçlerin sayesinde, yaşamı hissettiğim gibi yaşamaya zorunluyum. Bugün kendimi her şeyden böylesine uzak hissediyorsam, bunun nedeni sevmek ve hayran olmaktan başka bir güce sahip olmamadır.

Ve ben bu mükemmel oyuncu olmak istiyorum. Kişiliğime aldırmıyorum ve kişiliğimi geliştirmiyorum. Yaşamımın oluşturduğu ben olmak istiyorum, yaşamımı bir deneyimden oluşturmak değil. Deneyim benim, yaşam beni biçimlendiriyor ve beni yönetiyor. Yeterli gücüm ve sabrım olsaydı, her türlü kişilik özelliğinden uzak, hangi mükemmel dereceye erişebileceğimi, güçlerimin hangi eylemli hiçlik noktasına kadar gidebilceğini iyi biliyorum. Her zaman beni durduran kişisel hiçliğim oldu.

- Sizi sevenleri çok fazla acı bekliyor.
- Benim için hissedilen aşk beni bağlamaz.
- Doğru. Ama bir saptama yapıyordum. (bir gün yalnız kalacaksınız.)

Değerli olmak ya da olmamak. Yaratmak ya da yaratamamak. Birinci durumda, her şey kanıtlanmıştır. İstisnasız, her şey. İkinci durum tam bir Anlamsızlık'tır. Geriye en güzel intiharı seçmek kalır: Evlilik + 40 iş saati ya da tabanca.

Bir aşk, yaşamda büyük bir aşk gerekir, çünkü bu aşk, belimizi büken nedensiz umutsuzlukların yerini alır.

Parasız mutlu olunabileceğine inanmaya çalışma isteği bir çeşit zihinsel züppeliktir.

Kendimiz olacak zamanımız yok, sadece mutlu olmaya zamanımız var.

Kendini sunan güzel bir kadını reddebilecek çok sayıda "seven" erkek tanıyor musunuz? Hala böyle erkekler varsa onların gücü yok demektir.

Önem taşıyantüm duygulardaki eksikliği güç olarak adlandırıyorsunuz.

Aynı şey üstüne, sabah ve akşam aynı tarzda düşünülmez. Doğrusu hangisidir, geceki düşünce mi yoksa öğlenki fikir mi? İki yanıt, iki cins insan.

Bir dizi ayrılık mektubu. Bilinen konu: Çünkü seni çok fazla seviyorum.
Ve sonuncu mektup: Bir bilinçlilk şaheseri. Ama burada bile, gülünç yan çok önemlidir.

Benim bir değerim yok. Kendimi kendim olarak kabul ettim. Bundan dolayı her şey böylesine basitleşiyor.

Adamın asıl yoksulluğu, onu aşağılayan şeyi istemesi ve onun için ağlamasıdır.

Bu dünyadan bir aşk dilediğinde, çok istediği bir hakikate inanmak isteyen ve her şeyi boşlayan insanın şu tuhaf hiçliği.

Yazmak kimseyi ilgilendirmez. Bir kitapta ilgi çekici olan, dokunaklı bir varoluş damgasıdır. Ama yaşamlarımız hiç dokunaklı değil.

Bak. Tüm acılarda aşağılayıcılık vardır. Kendini boşluğa bırakmak yok. Yenmeye ve bilgilenmeye çalışmalı. Zaman yitirmemeli.

Bir kadının ağzı, bir genç kızın göğsü, bir çocuğun duası, Tanrı'ya sunulan kurbanın dumanı her zaman saftır.

"Güzelliği görünce arzu ettiğimiz nedir? Güzel olma arzusudur. Mutlulukların güzelliğe bağlı olduğunu düşünürüz, ama bu bir yanılgıdır.(Nietzsche) (Camus'nün yorumu: İnsanca, pek insanca.)

- Mersault, tavrınızdan anladığım kadarıyla bu yaşamdan hoşnut değilsiniz.
- Bu yaşamdan hoşnut değilim çünkü beni yok edecek- ya da daha doğrusu beni çok fazla hoşnut ettiği için onu yitirmenin korkusunu duyuyorum.
- Anlamıyorum.
- Anlamak istemiyorsunuz.
- Belki... Ama Patrice, aşk vardır.
- Evet, ama aşk bu dünyadır.

Tek bir kişi düşününce ıpıssız olur her şey.

Çevremdeki insanların susmasına gereksinimim var. Yürekteki korkunç gürültünün kesilmesi için insanların sessizliğine gereksinimim var.

En saf sevinçlerimden biri Jeanne'e ilişkindir. O sık sık bana "aptalsın" derdi. Bu onun sözcüğüydü, bunu gülerek söylerdi, ama hep beni en fazla sevdiği anda söylerdi. Onun evinde de benim evimdeki hüzün ve sefalet vardı. Birlikte oluşumuz, bir çeşit bütün bunlardan kurtulma biçimiydi. Oysa şimdi, onca yılın ardından, onun yorgun çocuk yüzüne döndüğümde, o sefil yaşamdan kaçamadığımızı anlıyorum, aslında biz, bize artık hiçbir şeyin vereyemeceği kadar büyük bir coşku veren o belirsizliğin bağrında olmayı seviyorduk. Onu yitirdiğim zaman çok fazla acı çektiğime inanıyorum. Ama buna rağmen isyan etmedim. Çünkü, sahip olunan bir şey hiçbir zaman kendimi iyi hissetmemi sağlamadı. Pişmanlık duymak bana her zaman daha doğal gelir. Ve, içimi apaçık görmeme rağmen, bugün şu anda, Jeanne'in kollarını boynuma dolamak için ayaklarının ucunda hafifçe yükseldiği o günden, daha fazla içimde olduğuna inanmaktan kendimi hiç alıkoyamadım.

Umutsuzluğun saf olduğu yalnızca tek bir durum vardır. Bu, idam mahkumunun durumudur. Aşk nedeniyle umutsuzluğa kapılmış birine, ertesi gün giyotinle kafasının uçurulmasını isteyip istemediği sorulsa, reddecektir. Bu, işkenceden ürktüğü için mi? Evet. Bu durumda korku kesinlikten, daha doğrusu bu kesinliği oluşturan matematiksel unsurdan doğar. Bu durumda Saçma tam anlamıyla açıktır. Usa aykırı olanın karşıtıdır.

Üşüdüm. Nasıl da soğuk. Neden beni bir tek gömlekle bıraktılar? Aslında bunun hiçbir önemi yok. Ben artık hastalanmam. Acının cennetini yitirdim, o cenneti yitiriyorum, ve ciğerlerini tükürmenin sevinci ya da sizi seven birinin bakışları altında kansere yakalanmak...

Bir yazarın ölümünün onun yapıtını olduğundan fazla göstermesi gibi, bir bireyin ölümünde de onun aramızdaki yeri abartılır. Böylece geçmiş, bütünüyle ölümden, bir yığın yanılsamadan oluşur.

Sevmemek, soylu kalplerin ayrıcalığıdır.

Belli belirsiz bir umutla uyanmayı düşnürüm-neyin umudu? Bilmiyorum.

Ertesi gün tekrar yola çıkmak için sevinçle gelmek-sanki umutsuzluk sevincin yanı başında. Şu iki güne geri dönüyoruz. Güzeldiler, ama gözyaşları onları örttü.

Biz de, bazen kendimize acırız. Bu, yaşamamıza yardımcı olur. Bu sizin pek anlayamayacağınız bir duygudur, ve size pek cesur gelmeyebilir. Oysa, bu duyguyu hissedenler aramızdaki en cesur kişilerdir. Çünkü biz bilinçli olanlara cesur deriz ve bizi duru görüşten uzaklaştıran hiçbir kuvvet istemeyiz. Sizin içinse, tam tersine, insanın erdemi kumanda etmektir.

İnsan hakları beyannamesinde iki hak unutuldu: Kendi kendiyle çelişme hakkı ve başını alıp gitme hakkı. (Baudelaire)

O kız için ölebilirim diyor. Oysa O benim yaşamamı istemiyor.

İrade hiçbir şey değildir. Kabullenme her şeydir.

Ölümden korkmamak gerek. Bu, ölümü fazlasıyla onurlandırmak olur.

Bir kez olsun olayların düzenini değiştirmek istedim-sonucu görmek için.

Bir anda yabancılaşan kentin gürültüleriyle-bu karanlık odada-bu ani uyanış ne anlama geliyor? Her şey bana yabancı, her şey, bana ait bir insan yok, bu yarayı kapatacak bir yer yok. Burada ne yapıyorum, bu hareketler, bu gülüşler ne anlama geliyor? Buralı değilim-başka bir yerden de değilim. Yüreiğimin hiçbir destek bulamadığı bu yerde dünya bilinmeyen bir görüntüden başka bir şey değil. Yabancı, kim bu sözcüğün anlamını bilebilir?
Yabancı, itiraf etmeli ki her şey bana yabancı.

Gitgide, insanların dünyası karşısındaki tek tepki, bireyseliktir. İnsanın, tek başına kendi sonudur. Her şeyden el etek çekmek ve oyunu oynamak.

Her şey tüketildi mi? Tamam, o halde yaşamaya başlıyoruz.

Ölmeden önce "Nihayet!" dedi.

haklı çıkmanın burukluğu...

İşkence yapabilirler, ama beni yok edemezler. Ruhum, onların varlığından tiksiniyor.

İrade de bir yalnızlıktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder