"Çok sevdiğimiz birini yitirdiğimiz zaman duyduğumuz derin acının biricik avuntusu, en iyisinin bu olduğunu umut etmek belki de.
Artık hiç kuşkum yok: Athena'nın şu yaşadığımız dünyanın cehennemine düşeceğine çekip gitmesinden daha iyisi olamazdı. Ona 'Portobello Cadısı' adının takılmasına yol açan olaylardan sonra asla huzur bulamayacaktı. Geri kalan hayatı, kendi düşleriyle bu dünyanın ortak gerçekliği arasında acımasız çatışmalarla geçecekti. Onu tanıdığım kadarıyla, sonsuza kadar savaşarak, tüm gücünü ve yaşama sevincini, kimsenin ama hiç kimsenin inanmaya hazır olmadığı bir şeyi boşuna kanıtlamaya çabalayarak tüketecekti.
Kim bilir, onun ölüm arayışı, belki de deniz kazasına uğrayan birinin bir ada aramasına benziyordu. Kim bilir kaç kez gecenin geç saatlerinde metro istasyonlarında soyguncuların çıkagelmelerini beklemiştir boş yere. Kim bilir kaç kez, Londra'nın en tehlikeli mahallelerinde boş yere bir katil aramış, belki de kendinden çok güçlü adamları boş yere kışkırtmaya çalışmıştır.
Ta ki, en sonunda, kendini vahşice öldürtmeyi başarıncaya kadar. Peki, o zaman, hayatımızdaki en önemli şeylerin bir anda yok olup gittiğini görmenin acısından kaçımız kurtulacağız? Yalnızca bizim için çok önemli olan insanlardan değil, düşüncelerimiz ve düşlerimizden söz ediyorum: Bir gün, bir hafta, birkaç yıl daha dayanabiliriz, ama eninde sonunda yitirmeye yazgılıyız. Bedenimiz sağ kalır ama ruhumuz er geç ölümcül darbeyi yer. En kusursuz cinayet budur; yaşama sevincimizi kimlerin öldürdüğünü, bunu hangi güdüyle yaptıklarını, suçluların nerede bulunacağını bilemeyiz.
O adsız sansız suçlular yaptıklarının farkında mıdırlar acaba? Kuşkuluyum, çünkü onlar da -mutsuz, kibirli, düşkün ve güçlü olanlar- kendi yarattıkları gerçekliğin kurbanıdırlar."
"Ruhsal bir serüvene atılmış olan insanlar düşünmezler, yalnızca sonuç isterler. Kendilerini, adsız sansız yığınlardan güçlü ve üstün hissetmek isterler. Özel olmak isterler. Athena, başkalarının duygularıyla tehlikeli bir biçimde oynuyordu."
"Hayatının böyle sona ermiş olması beni şaşırtmadı, çünkü Athena her zaman tehlikeyle oynaştı. Dışadönük kişilerin içedönük kişilerden daha mutsuz oldukları, bunu gidermek için de sürekli olarak ne kadar mutlu, hayatla ne kadar barışık olduklarını kendilerine kanıtlamaya çalıştıkları söylenir. Bu, en azından Athena için tamamen doğru.
Athena, herkesi mıknatıs gibi kendine çektiğinin farkındaydı; kendisini seven herkese acı çektirirdi. Ben dahil."
"Onun en büyük sorunu, yirmi birinci yüzyılda yaşayan bir yirmi ikinci yüzyıl kadını olması ve bu gerçeği hiç gizlememesiydi. Bir bedel ödedi mi? Kuşkusuz, ödedi. Ama coşkuyla taşan gerçek benliğini bastırmaya kalksaydı, çok daha büyük bir bedel ödeyecekti. Durmadan 'başkaları ne der' diye kaygılanan, sürekli olarak 'şu işleri bir halledeyim ondan sonra kendimi bütünüyle hayallerime adayacağım' deyip duran, ama bir yandan da ' koşullar bir türlü el vermiyor' diye yakınan kırgın ve mutsuz biri olacaktı."
"Özgürlüğün özlemini çekecekleri yerde kendilerine bir çoban arayanlara acımak gerekir! Herkes üstün güçle karşılaşabilir; ama üstün güç, sorumluluğu başkalarına bırakanlara uzak düşer. Bu dünyada geçirdiğimiz zaman kutsaldır, her anı bir şölen gibi yaşamamız gerekir."
"Athena mı? Ne ilginç bir ad! Bir bakalım... Maksimum sayısı dokuz. İyimser, arkadaş canlısı ve hoşsohbet, topluluk içinde hemen ilgi çeken biri. Anlayış, sevecenlik, cömertlik arayanlar ona yönelebilirler, ama tam da bu yüzden dikkatli olmalı, çünkü herkesten böylesine ilgi görmek aklını çelebilir, sonunda kazançlı çıkacakken zararlı çıkabilir. Ha, bir de dilini, tutmayı öğrenmeli, gereğinden çok konuşmayı seviyor.
Minimum sayısının on bir olması, bence önderliği çok istediğini gösteriyor. Gizemli konulara ilgi duyuyor ve böyle konular aracılığıyla çevresindekileri uyumlu kılmaya çalışıyor.
Gel gör ki bu, doğum günü, ayı ve yılının toplamının bir rakama indirgenmesi olan dokuz sayısıyla doğrudan çatışıyor: Her zaman kıskanılacak, üzülecek, içine kapanacak, düşünmeden ani kararlar verecek. Aşırı hırs, hoşgörüsüzlük, gücünü kötüye kullanma, aşırılık gibi olumsuz titreşimlerden etkilenmemeye bakmalı.
Ne! Öldü mü? Çok yazık! Peki, ne yaptı ki?
Athena ne mi yaptı? Her şeyden biraz yaptı. Ama onun hayatını özetlemem gerekseydi şöyle derdim: Doğanın güçlerini anlayan bir rahibeydi. Ya da, kaybedeceği ya da hayattan beklediği çok az şey olduğu için başkalarından daha büyük riskleri göze alan ve sonunda egemen olduğunu sandığı güçlere dönüştü."
"Oysa hayat karşımıza başka şeyler çıkaracaktı; kaderin bize çok cömert davrandığı zamanlarda, her zaman hayallerimizi yıkabilecek bir engel çıkar."
"Ormanda iki yol belirdi önümde, ve ben
Daha az yürünmüş olanı seçtim,
Bütün fark bundaydı işte."
"Kitab-ı Mukaddes'i yazan insanlar yüce Tanrı'nın birer aracıydılar. Üstelik İsa efendimiz On Emir'den çok daha güçlü bir bağ yaratmıştı ve bu bağın adı sevgiydi. Kuşlar ve maymunlar, hatta Tanrı'nın bütün yaratıkları içgüdüleriyle hareket ederler ve yalnızca programlandıkları şeyleri yaparlar. Oysa ademoğlu çok daha karmaşıktır ve sevgiyi ve onun tuzaklarını biliriz."
"Ama aynı zamanda korkuya da kapılırız. İster insan olsun ister Tanrı, sevgiye tümüyle teslim olmak kendi rahatımız ve karar verme yeteneğimiz de dahil her şeyden vazgeçmek demektir. Sözcüğün en derin anlamında sevmek demektir bu. İşin aslına bakarsan, bizler Tanrı'nın seçtiği biçimde kurtarılmak istemeyiz; attığımız her adımı denetim altında tutmak, her kararımızı bilinçli olarak vermek, neye bağlılık duyacağımızı seçebilmek isteriz.
Sevgide böyle olmaz; sevgi gelir, yerleşir ve her şeyi yönetmeye başlar. Ancak güçlü kişilikler kapılıp gitmeye açıktırlar ve Athena güçlü bir kişilikti.O kadar güçlüydü ki saatler boyunca derin düşüncelere dalabilirdi."
"Hiçbir şeyin anlamı yokken, bu kadarı yaşamayı sürdürmek için yeterli değil. Mutluymuşum gibi yapıyorum, beni sevenleri, bana önem verenleri üzmemek için mutsuzluğumu gizliyorum. Geçenlerde intihar etmeyi bile düşündüm. Geceleri, yatmadan önce, kendimle uzun uzun konuşuyorum, intihar düşüncesi kafamdan çıkıp gitsin diye dua ediyorum; canıma kıyarsam, nankörlük etmiş, bir kaçışa sığınmış, dünyaya hüzün ve acı saçmış olurum. Bugüne kadar işe yaradı ama gittikçe zayıf düşüyorum. Uzun süredir reddettiğim bir görevim olduğunu biliyorum, ama artık kabul etmeliyim. Hayatın içimde büyüdüğünü hissetmezsem, dışımdaki hayatı hiçbir zaman kabullenemeyeceğim."
"Ağızlar açılmıyorsa söylenecek önemli bir şey var demektir."
"Sevilen birinin verecek daha çok sevgisi vardır."
"Bütün fırtınalar yıkım getirir, ama yağmurla birlikte hem tarlalar sulanır, hem de gökyüzünden bilgelik yağar. Bütün fırtınalar gelir geçer. Ne kadar şiddetliyse o kadar kısa sürer."
"Her şey hem çok basittir hem de çok karmaşık. Basittir, çünkü tek gereken bir tutum değişikliğidir. Artık mutluluğu aramazsın. O andan başlayarak bağımsızsındır; hayatı başkalarının gözleriyle değil, kendi gözlerinle görürsün. Yaşıyor olmanın serüvenini aramaya çıkarsın.
Aynı zamanda karmaşıktır da: Herkes bana mutluluğun ulaşılmaya değer tek hedef olduğunu öğrettiği halde neden mutluluğu aramıyorum? Neden hiç kimsenin gitmediği bir yoldan gitmenin riskini göze alıyorum?
Kaldı ki mutluluk nedir?
Mutluluğun aşk olduğunu söylüyorlar. Oysa aşk mutluluk getirmez, hiçbir zaman da getirmemiştir. Tam tersine, sürekli bir kaygı durumudur aşk, bir savaş meydanıdır; kendi kendimize sürekli olarak acaba doğru mu yapıyorum diye sorduğumuz uykusuz gecelerdir. Gerçek aşk, vecd ile ıstıraptan oluşur.
Peki ya huzur? Yüce anamıza bakalım, hiçbir zaman huzur içinde değildir. Kış yazla savaşır, güneşle ay hiçbir zaman bir araya gelmez, kaplan köpekten korkan insanı kovalar, köpek fareyi kovalayan kediyi kovalar, fare de insanı korkutur.
Para mutluluk getirir. İyi de o zaman, yüksek bir hayat düzeyi sağlayacak parayı kazanan herkesin çalışmayı bırakması gerekirdi. Oysa insanlar o kadar para kazanınca eskisinden de tedirgin bir duruma geliyorlar, her şeyi kaybetmekten korkuyorlar sanki. Paranın parayı çektiği doğru. Yoksulluk mutsuzluk getirebilir, ama para ille de mutluluk getirmez.
Hayatımın büyük bir bölümünü mutluluğu arayarak geçirdim; oysa şimdi zevkin peşindeyim. Zevk sevişmeye benzer, başlar ve biter. Haz almak istiyorum. Hoşnut olmak istiyorum, ama mutluluk başka. Artık o tuzağa düşmüyorum.
Bir takım insanlarla bir aradayken o önemli soruyu sorarak onları kışkırtmak istiyorum: 'Mutlu musunuz?' Hepsi de, 'Evet, mutluyum,' diyor.
O zaman şunu soruyorum: 'Ama daha fazlasını istemiyor musunuz? Daha ileri gitmek istemiyor musunuz?' Hepsi de, 'Elbette,' diye yanıt veriyorlar.
O zaman da, 'Mutlu değilsiniz.' deyiveriyorum. Hemen konuyu değiştiriyorlar."
"Şimdi senden simyanın en önemli simgelerinden birini gözünde canlandırmanı istiyorum: Bir daire oluşturup kendi kuyruğunu yutan bir yılan. Canlandırabiliyor musun gözünde? Senin ve benim gibi insanlar için hayat böyledir işte. Biz kendimizi durmadan yok eder ve yeniden oluştururuz"
"Bir insanın yapabileceği en saldırgan şeylerden biri de iyi ya da güzel olduğuna inandığı şeyin tam tersini yapmaktır."
"Sevgi istenemez, çünkü başlı başına bir amaçtır. Sevgi ihanet edemez, çünkü sahip olmayla hiçbir ilgisi yoktur. Sevgi hapsedilemez, çünkü bir ırmaktır sevgi, taşar sel olur. Onu hapsetmeye kalkan, onu besleyen pınarın önünü keser; bir yere kapatılan su ise durgunlaşır, bozulur ve kokar."
7 Şubat 2011 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder